28 Gen Anahtarı: Karanlık kısmı kabul etmek
Gölge: Amaçsızlık
Hediye: Bütünlük
Siddhi: Ölümsüzlük
Rüya Arkın
Temel Korku: Ağustosböceği
Hayat Anahtarı: Çita
Vizyon Anahtarı: Karga
İkilem: Kaçınma
Kodon Halkası: İllüzyon Yüzüğü (28,32)
Fizyoloji: Böbrekler
Amino asit: Aspartik
Program ortağı: 27 GA
Mağdur Kalıbı: Bırakma Korkusunun Mağduru
Astroloji
2º00′-7º 37′ Akrep
Amaç teması 64 Gen Anahtarının tüm çalışmalarının merkezinde yer alır. Gerçek amacınızı takip etmek, özel yeteneğinizdeki tıkanıklığı ortadan kaldırır. Ancak dünyada hedefinize ulaşmanızı engelleyecek güçler var. Bu açıdan bakıldığında, 28. Amaçsızlığın Gölgesi, onsuz hedefinizi asla bilemeyeceğiniz veya ona asla ulaşamayacağınız engeli temsil eder. Bu gölge, en derin insan korkusunun, ölüm korkusunun temelidir. Bütün korkular bu tek korkuya indirgenebilir. Yok olma korkusu, insan korkusunun birincil yayılımıdır. İnsanlar bundan kaçınmak için her yolu arayacaktır. Genellikle 28. Gölge’ den çıkan bir veya iki modelimiz vardır. Ya ölümü gelene kadar tamamen inkâr ederiz ya da onun varlığımızı kemirmesine izin vererek sürekli korkumuzu körükleriz.
Bu Gen Anahtarından insan doğasının karanlık tarafının bilinçsiz sembolleri ortaya çıkıyor. Bu nedenle, bu anahtar genetik matrisin tamamındaki en karanlık kodların bir kısmını içerir. Çevredeki dünyanın tüm şeytani arketipleri, herhangi bir kişinin varlığının altında yatan bilinçsiz ölüm korkusunun ana kişileşmesi olarak ortaya çıkar. “En karanlık” ifadesinin kullanılması mutlaka olumsuz bir şey olarak yorumlanmayabilir. Basitçe, 28. Gölge, kişiyi iyi ve kötü güçlerin yaşadığı sahte bir gerçekliğe yerleştirir. Bu, tüm insan türünün başarısına yol açan genetik hayatta kalma ekipmanının önemli bir yönüdür. Bu gölge, ölüm korkusuyla birlikte binlerce yıldır bireysel içgüdülerimiz tarafından bilenmiş ve bizi tarihöncemizin karanlık çağlarından, hayatımızın her zamankinden çok daha güvenli olduğu günümüze getirmiştir.
Ölümün varlığı doğrudan bireyin yaşam amacının sorgulanmasına yol açmaktadır. Fiziksel düzeydeki temel amaç sağlığımızı mümkün olduğu kadar uzun süre korumaktır, ancak içimizde yerleşik olan başka bir temel hedef daha vardır, o da gelişimimizdir. İnsanın evrimi yaratıcı benzersizlik aracılığıyla gerçekleştirilir. Her birimiz, başka hiç kimseye değil, yalnızca bize yönelik olan benzersiz bir yaratıcı amaç ile doğarız ve eğer gerçek yaratıcılığınızın farkına varacaksanız, o zaman karanlık tarafınızla başa çıkmak zorunda kalacaksınız. Başka bir deyişle, bir noktada en derin korkunuzla, ölüm korkusuyla yüzleşmek zorunda kalacaksınız.
Aslında ölüm hayatınıza renk katar; sizi hayattaki amacınızı bulmaya ve hayallerinizin peşinden gitme riskini almaya zorlar. Yaşadığınız yaşamın derinliği ve genişliği, hayallerinizi tehdit eden korkuyla yüzleşme isteğinizle doğru orantılıdır. Korku aslında hiçbir zaman hayallerinizi tehdit etmez ama zihniniz bunu bu şekilde algılar. Çoğu insan gibi siz de zihninizin etkisi altındaysanız, ondan kaçınma çabalarınız nedeniyle korkunuzun gerçek doğasını asla göremeyeceksiniz. Büyük efsaneler buna tanıklık ediyor- daha sonra ışığa yeniden doğmak için ölümün yeraltı dünyasına dalmamız gerekiyor. Dış dünyadaki bilinçdışı korkularımızla cesaretle yüzleşmeliyiz.
Ölüm korkusundan kaçınmanın en yaygın yolu, sabit bir zihinsel felsefeyi benimsemek ve o korkuyla birlikte yaşamak yerine o kavramın içinde yaşamaktır. Bu felsefeler dinlerimiz, inançlarımız, bilimlerimiz ve sistemlerimiz olabilir; sizin için dogma haline gelen ve korkunuzu sınırlayan her şey olabilir. İnsan beyni sürprizlerden hoşlanmaz! Ölümü kabul ederek yaşamak, sürekli beklenmeyen tehdidi altında yaşamak demektir. Zihin sizi yaşamın amacının burada ve şimdi değil, gelecekte olduğuna inandırır, böylece tüm korkularınızla yüzleşinceye kadar hayatınızı ertelersiniz. Amacınızı bulmak için şimdi korkularınıza derinlemesine bakmalısınız çünkü amacınız tam da bu korkuların içindedir. Bu nedenle büyük mistik geleneklerde yaşamadan önce ölmeniz gerektiği söylenir.
Amaçsızlık teması gerçekten anlamlıdır ve insanlığın maddi dünyaya hâkim olma konusunda ustalık kazandığı andan bu yana giderek daha net bir şekilde duyulmaktadır. Batıda artık hayatta kalma mücadelesi vermiyoruz çünkü herkesi kolektif düzeyde destekleyen bir toplum yarattık. Gelişmiş zengin ülkelerde neredeyse hiç kimse açlıktan ölmüyor. Böylece ölüm korkumuz amaçsızlık korkusuna dönüştü. Günümüzde insanlar ölümden korkmak yerine hayattan daha çok korkuyorlar. Hedefinizi bulamama korkusu, kılık değiştirmiş ölüm korkusudur. Çoğu insan hedeflerine doğru ilerleyip ilerlemediklerini düşünmek bile istemez çünkü bu onların en derin korkularının içine bakmayı gerektirir. Çoğunluk uzlaşıyor ve parasıyla, sorumluluğuyla, vergileriyle sisteme uyması gerektiğine dair kolektif inancın içinde buluyor kendini… Bu bağlamda 28. Gölge’nin program ortağı olan 27. Bencilliğin Gölgesini düşünmek ilginç. İnsanlar bencil görünmekten ve gerçek hayallerinin peşinden gitmekten korkuyorlar.
28. Gölge akustik alana derinlemesine uyum sağlar ve kökleri frekans ve sese dayanır. Bu gölgede her korku bir titreşim olarak algılanır. Bu titreşimler birçok kültürde iblisler veya efendilerinden ayrılmış varlıklar olarak kişileştirilir. Bu çok ilginç olgu, Şamanizm’den psikanalize kadar insan doğasının en karanlık bilinç dışı kısmını ortaya çıkaran birçok sistemin temelini oluşturur. Şaman titreşimler dünyasında çalışır ve korku kalıplarını ya içsel alanınızdan atılması ya da dönüştürülmesi gereken varlıklarla özdeşleştirir. Bu gerçek şamanik uygulamanın temelidir. Psikanaliz ise zihinsel ve duygusal dünyalara bakar ve bu korkulara nevroz adını verir. Diğer sistemler bu korku frekanslarına kendi isimlerini verirler. Gerçek şamanlar veya terapistler de başka bir kişinin korkusunu ortadan kaldıramayacaklarını bilirler. Yalnızca kişinin bu korkuyu tanımasına ve kabul etmesine yardımcı olabilirler. Bütünlük, en derin korkularınızın tümü kabul edildiğinde ortaya çıkar, bu nedenle bir şeytanı öldürmenin tek yolu, onu içsel ışığınızla tüketmektir.
Tüm iç iblisleriniz tek bir kaynaktan- bir egregordan veya tüm korkularınızın tek bir yerde birleşiminden- yayılır. Bu, her birimizin içindeki baş iblis, deccal ya da benzerdir.
28. Gölge, temel var olmama korkunuza kadar, ruhunuzda kabul etmek istemediğiniz her şeyi temsil eder. Ancak içsel varlığınızın bu karanlık yönlerinin her birine hitap ettiğinizde, yaşamınızın gerçek amacını tanımlayabilecek ve tezahür ettirebileceksiniz. 28. Gölge’nin büyüsü ve gerçek amacı budur.
Depresif doğa
Doğanızın karanlık tarafını bastırdığınızda hayatınız boş görünür ve canlılıktan yoksun kalır. Korkularınızdan uzaklaşmak, herhangi bir amaç duygusu olmadan sıkıcı bir varoluş yaşamak gibidir. Hayatınız sıkıcı ve sıradan olabilir ya da gösterişli ve başarılı olabilir ancak içerikten yoksun olabilir. Bu tür insanlar genellikle kendilerine bile mutlu ve sakin görünmeye çalışırlar ancak onların karanlık yönlerine aşina olan herkes, onların boşluklarını gizlediklerini görebilir. Korkularınızın derinliklerine ne kadar derine inerseniz, başkalarının gerçekliğini o kadar çok hissedersiniz. Şeytanlarıyla yüzleşmeyenler, bunun başkaları için ne kadar açık olduğunun farkında olmadan, gönülsüzce yaşarlar. Bu insanlar genellikle mutlu ve gelişmiş gibi görünürler, ancak ruhlarının derin ve karanlık aynalarına bakmaya cesaret edenlerin derinliğinden ve gerçek anlayışından yoksundurlar.
Gerici doğa Kumar
28. Gölge’nin gerici tarafı risktir. Bu insanlar korkuyu aktiviteye dönüştürerek tepki verirler. Bu, korkularını geçici olarak gizleyen pervasız ve vahşi davranışlara yol açar. Bu tür insanlar hızla riske bağımlı hale gelir ve hayatlarını diğer uçta yaşarlar; o kadar hızlı ve öngörülemez bir hızdaki, onları harekete geçiren korkuyu durduramazlar ve inceleyemezler. Bu insanlar kendilerine bir amaç duygusu veren her şeyi deneyeceklerdir. Onlar için en korkutucu alan kendi sessizlikleri ve dinginlikleridir.
Bütün hayatımız bir oyun
Bütünlük armağanı harikadır ve hayata nasıl güveneceğini gerçekten bilen herkes tarafından sahip olunmaktadır. Bütünlük, korkunuzla yaşamak, beklenmedik olanın beklentisiyle yaşamak ve kendinize sadık kalarak sürekli değişime açık olmak anlamına gelir. Bütünlük, 28. Gölgenin aşırı uçları arasındaki dengedir; uçlardan biri değişememek, diğeri ise hiçbir şeye teslim olamamaktır. Bütünlük armağanı, tüm doğanızı ve tüm yaşamınızı zevkleri ve acılarıyla kabul etmek anlamına gelir. Tam olmak aynı zamanda zihninizin şartları dikte etmesine izin vermeden yaşamak anlamına da gelir. Yaşamın amacının gelecekte değil, yalnızca şu anda bulunabileceğinin tam olarak anlaşılmasıyla, şimdi yaşanan yaşamdır.
Bütünlük Armağanına sahip olmak aynı zamanda mistik bir yol izlemek demektir. Yaşamın getirdiği çeşitli zorluklarla yüzleşip bunları kabul ederek, Jung’un bireyselleşme durumu olarak adlandırdığı duruma ulaşana kadar ruhunuzun çeşitli yönlerini bir araya getirir ve birbirine bağlarsınız. Bir şaman bu süreci ruhunuzun geri dönüşü veya tam enkarnasyonu olarak adlandırabilir. Bütünlük Durumu, risk almaya yönelik içsel bir isteklilik gibi görünebilir- 28. Gölge’nin mantıksız riski değil, yaratılıncaya kadar görülemeyen bir şey yaratma riski. İnşa ettiğiniz şey gerçek kaderinizin yörüngesidir.
Bu, insanın tüm varlığıyla hayatın gizemine ve onun gizli ritimlerine teslim olduğu yolculuğunda kazandığı derin güvenin yoludur. Her anlamda canlı olmak, gelen her anın canlılığına karşı akustik olarak uyanık olmak anlamına gelir. Her anın rezonans alanında korku varlığını sürdüremez ve bu nedenle doğal olarak oluşan derin bir sakinlik ve sessizlik yaşarsınız.
Yaşamla Bütünlük Armağanı aracılığıyla karşılaştığınızda, onunla bir oyun ya da oynanacak bir sahne olarak karşılaşırsınız. Böyle bir hayat hem komediye hem de trajediye yer veren bir aşk romanı gibi yaşanır. İçinizdeki şeytanlarla yüzleşmenin getirdiği heyecanın derin bir anlamı var. Öğrendiğimize göre şeytanlarınız aslında kılık değiştirmiş melekleriniz. Hayatınızdaki her durum sizi ya aynı bırakan ya da gelişmenizi sağlayan bir başlangıç biçimi olarak değerlendirilebilir. Bireysel düzeyde bu hediye, dış güçler sizi engellediğinde, zorladığında veya kısıtlamaya çalıştığında bile size derin bir özgürlük duygusu verir. İç düzlemlerde, her durumda kendini gösteren Bütünlük, oyunun hiçbir beklenti olmadan, mutlak güvenle devam etmesine olanak tanır. Bu yolu sezgisel olarak yaşadığınızda, hayat size olup biten her şeyin kendi amacı olduğunu gösterir. Önünüzde gelişen bu dramatik senaryoyu takip etmeniz yeterli. 28. Hediyeye uyumlanan insanlar, yaşamın çeşitliliğini deneyimlemede harika bir kolaylığa sahiptir. Her korku duygusunu ne kadar derinden kabullenirlerse o kadar özgürleşirler ve hayatı o kadar çok severler.
Hayatınızın amacının sizi taşıyan bir dalga gibi hissetmeye başladığınızda, Fedakarlığın 27. Hediyesi olan bu Gene Anahtarının programlama ortağının daha güçlü hale geldiğini hissetmeye başlarsınız. Sorunlarınız arka planda kalmaya başladıkça yaşam enerjiniz de başkalarına yönelmeye başlayacak. Varoluşun en büyük gizemlerinden biri, gerçek bir amaç duygusunun yalnızca kendinden daha büyük bir şeye hizmet etme dürtüsünden gelmesidir. Bunlar, hayatları gerçek amacın derin bir anlamının ateşiyle aydınlandığı için kendilerini ölümsüzleştiren insanlardır. Ölüm korkusunu yenme sürecinde, hayatta her zaman tek bir şeyin var olacağını, onun da ruhun kendisi olduğunu anlamaya başlarsınız. İnsan ruhunun ebedi doğasına dair bu anlayış, insan bilincinin nihai çiçeklenmesinin- Ölümsüzlüğün Siddhi ‘sinin- yolunu açıyor.
Canavarın Gerçek Doğası
İnsanlık çok eski zamanlardan beri ölümsüzlüğün sırrını bilmek istemiştir. Simyacılar uzun zamandır uzun ömür iksirini, sonsuz gençliği geri getiren bu maddeyi arıyorlar. Modern tıp da insan ömrünü uzattı ve büyük olasılıkla bu yönde araştırmalara devam edecek. Genetik açısından bakıldığında, birçok bilim adamı zaten insan ömrünü sonsuza kadar uzatma olasılığından bahsediyor. Ölümsüzlüğü düşündüğümüzde aynı zamanda ruhu da düşünürüz. Dünya dinlerinin rüyası, ruhun ölümden sonra ince düzlemlerde veya cennetin krallığında sonsuz yaşamıdır. 28’inci Gen Anahtarının düşük frekansları üzerine inşa edilen korku, aynı zamanda bu ikiliğin diğer yanını da vurgular: Cehennem ve yeraltı dünyasındaki sonsuz lanet kavramı.
28’inci Siddhi’nin, bu Gen Anahtarının düşük frekanslarının projeksiyonları olan bu tür şeylerle çok az ilgisi vardır. Bununla birlikte, vücudun mevcut biyofiziksel aparatı henüz bu dönüşümü gerektiği gibi destekleyemese de insanın genetik matrisinin kendi içinde fiziksel ölümsüzlüğün kaynağını içerdiği doğrudur. Genetiğimizi bedensel aparatın ölümsüzlüğüne uyarlamak mümkün olabilir, ancak sonuçların olumlu olması pek olası değildir. 28. Gölge korkusuyla yeni bir beden yaratmak, farkındalığın doğal olarak gelişmeyeceği ve bu bedene uygun olmayacağı anlamına gelecektir. Böyle bir varoluş genetik bir bozukluk olacak ve beden hiç ölmese bile bilinç, ölüm korkusundan kaynaklanan bu kavramla bağlantı kuramayacaktır. Bir bedenin genetik olarak sonsuza kadar yaşayabilme yeteneğine sahip olması, onu diğer dış nedenlerden kaynaklanabilecek olası ölümlerden kurtarmayacaktır. Bu, ölüm korkusunu ortadan kaldırmak yerine, onu önemli ölçüde artıracaktır. Karanlık tarafınızı kabul etme konusunda kendinizi temellendirmezseniz, sonuçlar felaket olabilir.
İnsan zihni ölümsüzlük kavramını hayal ederken bunu kendi sınırları dışında yapar. Zihin yalnızca zaman içindeki bir şeyi hayal edebilir, dolayısıyla ölümsüzlüğü, zamanın sonsuza kadar geleceğe yayılması olarak görür. Bu nedenle zihin ölümsüzlüğün gerçekte ne anlama geldiğini anlayamamaktadır. Gerçek ölümsüzlük zamanın ötesine geçmektir. Ölümden kaçınmanın tek yolu budur; ölüme yer kalmayacak kadar bütünüyle şimdiki zamanda yaşamak. Bütünlük Armağanının sonuçta bu duruma yol açmasının nedeni budur. Bütünlüğün dolu dolu yaşamak anlamına geldiği yerde, Ölümsüzlük şimdiki zamanın sonsuz anında ölmek anlamına gelir. Bunun gerçekleşmesi için öncelikle bireysellik ve ayrılık duygunuzun ölmesi ve yerine yalnızca yaşamın bırakılması gerekir. Yerelleştirilmiş bir farkındalık merkezi olmadığı sürece ölüm de olmaz çünkü ölecek hiçbir şey yoktur. Geriye kalan tek şey, durmadan bir biçimden diğerine değişen bilinçtir.
Hıristiyan mitolojisinde korku Deccal ‘de somutlaşmıştır. Lucifer kötülüğün kişileşmiş halidir. Bu efsanede pek çok ilginç şey gizlidir. Mistik düzeyde Lucifer’ in kaderi Tanrı ile birleşmesinde yatmaktadır. Lucifer başlangıçta ilahi melekler arasında en sevilen ve en güçlü olanıydı. Mitolojide en güçlüler her zaman düşmeyi ve doğalarını unutmayı seçmiştir. Bu, ihanetin daha yüksek mistik anlamıdır. Bu antropomorfizm, kötülüğün ve karanlığın anlamının büyük sırrını içerir. Kötülük hayatta henüz kabul edilmemiş her şeydir. Eski efsanelerdeki tek yanlış yorum, iyiyle kötü arasındaki savaşta iyinin kazanmasıdır. Ejderhanın öldürüldüğü antik semboller ve görüntüler 28. Gölge’nin yansımalarıdır. Sonunda iyiliği temsil eden Baş Melek Mikail, Lucifer’i öldürmek yerine kucaklamak zorundadır. Bu efsane ancak bu şekilde tamamlanabilir; Lucifer ‘in gerçek özünün kendisinden bile daha büyük bir güce dönüşmesiyle, bu da Lucifer’ in bizzat Tanrı’nın vücut bulmuş hali olduğunu ortaya çıkarır. Hıristiyan mitinin tam olarak bu şekilde yorumlanması gerekir! Farklı kültürlere ait pek çok antik mit benzer dinamikleri anlatır.
Ölümsüzlüğün Siddhi’si, kişinin kendi en derin korkularına ve ölüm ihtimaline teslim olmasını gerektirir. Böylece kişilik saf bilince yeniden doğar. Böyle bir varlık, kendi gerçek amacının ve genel olarak yaşamın amacının farkına varır: kendi doğasının ölümsüz gerçeğini, biçimin ve zamanın ötesinde yaşamak. Kişi 28. Siddhi aracılığıyla bu duruma ulaştığında belli bir mitolojinin katılımcısı olur. Bu tür insanların özel yeteneği, her zaman ve her yerde başkalarının korkularını vurgulamalarıdır. Bu sadece genetikleri aracılığıyla işleyen uyanışın bir yönüdür; şeytanları kovma yeteneğine sahiptirler çünkü auraları bu şekilde çalışır. Onun lütfu, diğerinin doğasının en karanlık, kabul edilmemiş yönlerini gün ışığına çıkarır ve onları kendi ölümsüz bilinç durumuna çeker. Siddhi bilincinin tüm halleri gerçekte aynı hal olduğundan, 28. Siddhi’nin kaderinin spesifik mitolojik gücünü taşımasına rağmen benzer bir yön hepsi için geçerlidir.
Ve son olarak 28. Siddhi’nin gelecekteki rolü hakkında birkaç söz. Söylendiği gibi, bu Siddhi kendi içinde ölümsüzlüğün formdaki tezahürünün tohumunu içerir. Tüm Siddhiler insanlıkta tezahür ettiğinde ve kolektif bedenimiz gelecekteki formuna dönüşmeye başladığında, 60. Siddhi çiçek açacak ve dünyamızı bağlayan yasalar ortadan kalkacak. Aynı zamanda, gelecekteki bedenimizin unsurları birleşecek ve farklı türde bir taşıma mekanizması oluşturmaya başlayacak- insanlığın artan farkındalığını barındırabilecek bir beden. Bu mekanizmada 28. Siddhi, Gaia’nın hayvan doğasını ölümsüz bir bedendeki insan ruhuyla sentezler. Burada mitolojimizin tüm kodlarının ötesine geçen bir geçiş yapılıyor; canavar ve insan tek bir bütün halinde birleşiyor. Gezegenimizin hayvan krallıkları, ölümsüz alanda uzun süredir faaliyet gösteren ve fedakarlıkları bizimkinden daha yüksek bir evrimi gerektiren bir farkındalığı temsil ediyor. Fiziksel düzeyde insan, gerçek kaderini ortaya koymak için hayvani doğasının tamamını özümsemelidir. Ancak o zaman canavarın gerçek doğasını ilk kez göreceğiz.
Richard Ruud
IChing
64.Yol